Zamanın Bittiği Yer

Zamanın bittiği yere gitmek istedim. Sırtımda çantam, başımda şapkam ve yüreğimde yılların yorgunluğu… Yola koyuldum. Sordum; oraya giden otobüs varmış. Her otobüsün bir durağı varsa bunun da olmalıydı; aramaya başladım. Bulduğumda, beklemeye başladım. İnsanlar gelip insanlar geçti. Bazısı yanıma gelip benimle gelmek istediğini söyledi. Gelme, dedim, başka da bir şey değil. Bekledim, otobüs geldi. Bir kişilik yer vardı, attım kendimi, otobüs hareket etti. Yollar geldi geçti ve sonra yıllar gelip geçti; ben otobüsten inmedim. Bir gün geldi, otobüs durdu ve artık hiç dolu koltuk yoktu. İnip etrafıma baktım, etrafımı bırakıp arkama baktım; arkamda bıraktıklarıma, yollara, yıllara… Sonra dönüp önüme baktım. Bir tabela vardı

HOŞ GELDİNİZ

Hoş bulduk, dedim. Tabela gülümsedi ve önümde bir yol belirdi. Yürümeye başladım, sırtımda çantam, başımda şapkam ve… Şöyle bir yokladım; yerinde değildi yorgunluk. Nereye gittiğini merak etmedim; yürümeye devam ettim. Hala vaktim varken zamanın bittiği yere gitmeliydim. Yolları geçtim ve bazen yollar beni geçti. Yıllar benimle dalga geçti. Durun, dedim, durdular. Ben de durdum, daha fazla yürümedim ve onu gördüm, orayı, zamanın bittiği yeri; denizi. O benimle dalga geçen yıllar, bana arkadaş olan yollar bittiğinde deniz başlıyordu. Hayran olmamak mümkün değildi güzelliğine, hayran oldum. Beni çağırdı, yürümeye devam ettim. Yürüdüm, deniz boyumu geçti, denizde kayboldum, deniz oldum. Yıllar geldi, geçin, dedim. Dalga geçmeye kalktılar, kesin, dedim.

-Hiçbir şey kesin değildir, dedi deniz

Ona hak verdim, ona kendimi verdim. Mevsimler geldi, mevsimler geçti; zamanın bittiği yerden geri dönmedim…

02.07.2002 / Salı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir