Yazın Deliliği

Günler gelip geçiyordu; bana sorma ihtiyacı hissetmeyen. Ve neden… Kim bilir, belki gelmek istiyordur, onca yolu aşıp. Onca yolu aşmak… Onca yolu aşmayı başarmak; önce istemek lazım! Bence gelmeli; ama ya istemiyorsa! Yarın gelecek mi? Başım niye döndü? Ki orada olması gerekiyordu. Beynimi bölmüşler üçe; üç ona düşen payı istememiş. Kim gelmedi? Ben buradaydım. Hiç gittin mi? Ben gitmiştim; geri dönmeyi de bildim, bilmeyen gördüm.

“I die for you everytime I see you cry”

Küçük küçük melekler kanatlarını açtı. Siyah kanatlarım vardı benim.

“Nerede gördüklerim, nerede o beklediğim…”

Günler günlerin ardından, hiçbir mecburiyetimi unutmadan… Unuttular gözlerin içindeki gülümsemenin kıymetini. Bana gülümsüyordu. Ve neden… Sana her gelişimde… Gökyüzü benden uzaklaşıyordu.

Bir yazıda kullanılmaması gereken kelimeler hangileridir? Cevap veriyorum, bilmiyorum. O halde cevap nasıl olur? O haldeyken bile düşünebilirsin bazı şeyleri! Bu yazıda kullanılmaması gereken kelimeleri… Kim belirler nedenini, nerede? Korkuyordum bir zamanlar. Ama şimdi gözlerimde… Gözlerim de… Ne kadar ne renk nelerin var! Okuduğunda bazı şeyleri… Bir de ben görsem, duysam; bilmesem!

Gittim, konuşmadı, geri geldim. Hayat devam ediyorsa bütün sorular çöpe atılmalı! Daha önce karşılaşmış olabilir miyiz bir yerlerde? Bilmem! Bir soralım, olabilir miyiz? İzin aldık diyelim, zamanı geri alabilir miyiz? Zaman gitmek istemezse, belki bir yerler bu zamana gelmek ister, o zamanda değilse bile bu zamanda karşılaşabilelim diye bir yerlerde. O yerlerde ne yerler? Aslanlar ava çıktığında ben de ağaca çıkacağım ki, canımın istediğini yapabileyim. Darkness is calling, gitmeliyim! Ne zamandır buradasın sen?

Yaz, dediler; sanırım yanlış anladım. Anlara parçalandım, zamanda hırpalandım. Elim yüzüm kan içinde. İçin dışın ben içinde. İçinde senin olmadığın bir hikâye, yüzünde boyaları olmayan palyaçoya benzer.

En başa döndüm. Onca zamanı aşıp, en başa… Yüzüne bakıyorum, seni tanıyorum. Evet, belki de kimse sevmiyordur beni; hiç merak etmiyorum nedenini.

“Diyorsun ki bazen gözlerinden, deliler doluşmuş bakıyor birer birer…”

Bir sayının onlar basamağındaki rakam yüzler basamağındakiyle aynıymış, binler basamağında hiç rakam yokmuş; ama bu sayı binden büyükmüş. Bir kalbim vardı, bin tane oldu sende. Bir dağa tırmandım, oradan aşağı baktım, kendimi aşağı attım. Aferin. Ve neden… Sen ne zaman gitmiştin? Ne zamandı o be, bir daha yaşanır mı bilmem! Arkamı döndüm, bir baktım arkama bakıyorum. Kapı gıcırtısı, gök gürültüsü, kedi sesi, hep sevdiğim…

Dur artık veya bak n’apalım, sen yürümeye devam et, ben koşup önüne geçeyim, sen bana yürümeye devam et. Bak ne diyeceğim: Yaz mevsiminde yazmakla kış mevsiminde yazmak aynı şey değil. Neden söylemiyorsun içinde ne olduğunu? Kıssadan hisse çıkartmak isteyenler benden uzak durun. Gidip aşkınızı bozdurun, daha fazla değer kaybetmeden aşk. Sakın sormayın… Neler olduğunu bilseydim benden alimi olmazdı.

Veli mi olurdu?

Kes zırvalamayı! Şimdi sana şunları söylemek isterdim veya bunları, bilmiyorum; ama yanımda olmanı isterdim. Ölümsüzlük düşleri. Düşlerim bazen neler olabileceğini. Düşlerim bazen beni kandırır yapay mutluluk yaratır. Ve birden geldi. Ondan uzaklaşmamı söyledi. İçinde senin olmadığın bir hikâye karpuzsuz çekirdeğe benzer. Biri karpuzu yemiştir, çekirdek o karpuza bir daha asla dönemeyecektir. Geri dönmek? Dönmek, geri gelmektir; geri dönmek ise geri geri gelmek. Türk Dil Kurumu’nda tanıdığım yok; olsa bile bir şey değişmezdi.

Yaz, diyorlar, yazmaya başlıyorum. Ben kışın da yazıyorum. Hem kışın daha sık yazıyorum. Ve neden(dir)… Yazmak rahatsızların işidir.

Aşağıdakilerden bir tanesi bir özelliğiyle diğerlerinden farklıdır. Bilin bakalım hangisi ve niye?

Aslan, kaplan, sırtlan

Süreniz sonsuza kadar. Düşünün, belki bulursunuz.

Müziğin sesini sonuna kadar açıp bağıra bağıra ağlamak lazım. Belki o zaman diner içimdeki fırtına; ama böyle asla… Bittiğini söylediler. Bir mesaj bekliyorum. Ayrıca, hem öyle değil ki! Böyle bitmez, bitemez! Kesinlikle seni tanıyorum. Bundan o kadar eminim ki, hiç gitmeyebilirim. Burada bir çıkış olmalı.

Last Exit 1000 miles Before

Böyle saçma levha mı olur? Sinirim bozulmaya uğraşıyor. Hiçbir şey olmuyor. Anlamıyor, hiç kimse. Ben şimdi 1000 mil geri mi gideceğim? Veya belki ben anlamıyorum. Levhayı yanlış yapmış olma ihtimalleri var mı? Fark eder mi? Birileri anlamıyor ve benim 1000 mil yol yapmam gerekiyor. Değeceğini biliyorum; peki ya birileri anlayacak mı? Ne kadar kolay ne yapıyorsun sen öyle! Ve neden…

Biri insaniyet namına polise haber versin. Polisiye film çevirmiyoruz ki, bu aşk filmi! Kendimi öldüreyim bari. En güzeli bu; filmin oyuncularından biri aşkı unutmuş evinde. Gelir belki cenazeme. Gidip alsa bari evinden aşkı… Niyetli görünüyor; ama ne olacağını kestirmek zor. İçinde senin olmadığın bir hikâye akrepsiz saate benzer. Akrep ikizini kaybetmiş. Hayır, o olay öyle değil: Akrep ikizini terk etmiş, geri gelmeye niyetlenmiş. Ne güzel işte, çalışıyorsun sen! Ne iş yapıyordun tam olarak? Sen arkanı dönüp gitsen de ben yaşatırım bu aşkı!

Öyle değil, yaz, diyorlar. Öyle değilse böyledir. Böyle de değilse nasıldır? Ne güzel neleri belli nelere sokuyorsun! E, ben zaten yazıyorum! Yazı yazıyorum. Siz yazı istiyorsunuz, anladım. Sen kışı istiyorsun, biliyorum. Tamam, yazı yazayım. Hani şu, sobanın önünde ilk defa öpüştüğümüz. O değil mi? Karşınızda bir geri zekâlı varmış gibi anlatmayı deneyin. Deneyin bu aşamasında gözler kıza döner; kız gözleri birer yağmur bulutu, bakmaktadır çocuğa. Ben geri zekâlı değil deliyim. Kız, gitmek istemediğini; kalmak da istemediğini, artık onu eskisi gibi sevmediğini… Sanırım bu da idare eder. Siz yaz dediğinizde ben yazmaya başlıyorum.

Beynimi beşe bölmüşler, üç, bir parça istemiş. Bu tutmuş, bu kesmiş, bu pişirmiş, bu yemiş, bu da babasının akıllı oğlu, hani bana demiş. Ve neden… Nasıl bir ilişki kurmalı; mesela aşkla mantık arasında?

Öbür dünyaya giden tren 3 numaralı perondan 3 dakika sonra hareket edecektir.

Burada kalmak istiyor musun? Sen öbür tarafa gideceksen, bari ben de şu treni kaçırmayayım. Siz sadece mevsimden mi bahsediyorsunuz? Çöller aştım, denizler geçtim; bu deniz beni alıkoydu, buradan ileriye gidemedim.

Dikkat! Yasaklanmış bölgeye girdiniz!

Çıkamıyorum; istemiyorum. Biliyorum, biliyordum… Gözlerin güzelliğine bak!

Ve şimdi bir durum değerlendirmesi yapmanın tam zamanı! Saat kaç hocam? Ama hocam, ben, buraya geldiğimizde bir gün geri dönmek zorunda kalabileceğimizi hiç düşünmemiştim. Hocam, bu hikâye böyle biteceğine hiç başlamasın, desem saçmalamış mı olurum? Bu aşkın üzerinde bazı desenler bulurum. Bu tarafa gelin, burada hala canlı umut var. Yaralanmış. Çok ağır, belki de zor; denenmeli. Sedye getirin, ambulans da gelsin. Midye de getirin, isteyen oturup yesin. Ben ekiple gidiyorum, umutları canlı tutmaya. Vazgeçtim, midyeler de gelsin. Midyeyi seven arkamdan gelsin. Ekipte sen yokken umutların yaşaması mümkün değil! Sizi aramızda, sizi yanımızda ve bazılarını önümüzde görmek büyük mutluluk. N’oldu da durdun tam dönerken? Saçlarımı taramalıyım. Yemeğe çıkacaksak şık olmalı. Siz yaz mevsimi diyorsunuz, ben yazacak mevsim aramaya başlıyorum. Artık hiç şüphem yok, sen osun. Baştan tanıyamamıştım, ayağına bakınca da tanımadım. Siz yaz mevsiminden bahsediyorsunuz hala. Ben ise gözlerinin içine baktım, ta derinlere ve orada gördüm aradığım şeyi. Ve neden…

Yaz mevsimiyle yazmak eyleminin hiçbir ilgisi yok!..

17.08.2002 / Cumarttesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir