Üstü Kalsın

Yolumu çiziyorum boğazıma düğümlenen yumruların arasında. Acı bir parça çalıyor fonda. Damarlarımdan sızan kan, ince ama belirgin bir yol oluşturuyor sonsuzluğa. Karanlığım yükseliyor deliliğimin dağlarının ardında. Tek bir ışık yok; sadece gözlerin… Yolu mu çiziyorum yoksa yol mu beni çiziyor? Acı arttıkça göğsümün tam ortasında, zamanın hançeri bir adım daha yaklaşıyor bana. Sonbaharın kuru yaprakları arasında kayboluyor yaşayamadıklarım. Bir makineli tüfeğin namlusundan çıkmışçasına hızlı yol alıyor en acı sözler ve delip geçiyor bedenimi. Yüzüme sürdüğüm boyalar birbirine karışıp bir çamur halini alıyor. Bağıra çağıra ağlıyorum; sesim çıkmıyor. Hayallerimin ince ipi taşımakta zorlanırken artık beni, çarpmak üzere olduğumu hissediyorum kuyunun dibine; bir daha yükselememek üzere. Kanatlarım kopuk, kollarım kırık, beden paramparça… İsyan değil haykırışım, can çekişmemin sonuçları. Damlarken yere bileğimden kanımın son damlası, bütün odaları gezdiğim halde kimseyi bulamamışken evde, erteliyorum hayallerimi bir başka hayata. Gidiyorum, içimde dev bir huzursuzlukla. Ne demişti Cemal Süreya, “üstü kalsın!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir