Sonra

Distorted cries, disoriented smiles. Distorted smiles, disoriented cries. Hangisi daha güzel geliyor kulağa? Sormak lazım bir psikoloğa. Kafiye olsun diye yazdığımı sanıyorsan, ben de gider sorarım bir sosyoloğa. Hayır, hiç niyetim yok vazgeçmeye. Benim kitabımda vazgeçmek yoktur. Bilemedim şimdi; belki de vardır. Kitabımı satır satır hatırlamamı bekleyemezsin ya! Çok beklersin! Bir defteri aldığımda ona ne yazacağımı biliyor olsam, o defteri almazdım. Defterin özelliği sürprizlerle boş olmasıdır. Parmaklarımın altında doldukça ortaya çıkar o sürprizler. Kehribar rengi bir çift göz belirir bazen satırların arasında. Bakmaya doyamazsın. Karnın açsa git tavuk ye ya da yeme, vazgeçtim. Hani senin kitabında vazgeçmek yoktu, diyecek gibisin; yapma! Birincisi, bu benim kitabım değil! Bakarsın bir gün olur, o zaman da “belki vardır” kısmı geçerli olur. İkincisi, vazgeçmekten kastımın bu kadar basit konularda olmayacağını biliyor olduğunu düşünüyorum. Sonuçta yıllardır benimlesin. Kaç yıl olduğunu söylemek istemiyorum; sonra “biri” kızıyor. Baştaki konuya dönecek olursak haber ver. Hangisinin kulağa daha güzel geldiğini sormuştum. Cevap versen belki dönerdim konuya ama vermedin ki bir cevap! Acaba kulağa güzel gelmesini geçip kalbe sıkıntı vermesine mi bakmalı!? Sen! Eksik, diyorsun. Tam olan, tamam olan ne ki? Her şey her zaman bir parça eksik olacak ve aslında güzelliği de o eksiklikte olacak. Yanlışım varsa söyle! Eskisi gibi yazamıyor muyum acaba artık? Yazdın ya, diyorsun. Bu haklılığın karşısında hiçbir şey söyleyemiyorum. Tükenmiştir! Belki de öyledir. İmkanı olduğunu pek sanmıyorum ama! Hem neden eskisi gibi yazmak istiyorum ki!? Çok mu iyiydim yani? Sanmıyorum! Sallıyorum. Belki düşer…

18.08.2015 / Salı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir