Kaçıcı

Sadece denizden ulaşılabilen bir yer olması mı onu bu kadar çekici kılıyordu, yoksa orada Dante’yi çağıran başka bir şey mi vardı, bilemiyordu. Yaşadığı son depresyon ona fazlasıyla ağır gelmişti. Geçmişi kırık aşk hikâyeleriyle doluydu, güneşli ve fazlasıyla sıcak yaz günlerinde yaşanmış… Hayatının büyük bir kısmını İzmir’de geçirmiş biri olarak, oradan ayrılmaya kara verdiğinde gideceği yer yine bir deniz kıyısı olmalıydı; aksi halde delirebilirdi. Belki de çoktan delirmişti, kim bilir! Bu yolculuğa çıkmadan önce çok düşünmüş ve sonunda Sakız’da karar kılmıştı. İstanbul çağırıyordu onu alttan alta ve kendini bu çağrıya her an kaptırabilirdi; ama son anda kendini kurtarmayı başarmıştı. İstanbul’a gitmek ona hüzünden başka bir şey getirmeyecekti. Oraya ne zaman gitse üzerine çöken kara bulutlardan kurtulması aylar sürüyordu. Hayır, o özgür olmak istiyordu. Martılarla yol arkadaşlığı yapmak, denizin kokusunu içine çekmek istiyordu. Çok sevdiği vapur yolculuklarını özleyecekti belki; ama istediği zaman bir gemiye atlayıp istediği yere gidebilirdi. İstediği özgürlük bundan ibaretti; daha fazlası değil! Uçabiliyor olsa daha fazla mutlu olabilirdi belki; ama uçmak için yaratılmış olsa kanatları olması gerekmez miydi? Bir ada gibi olmak istiyordu, bir adada, ada gibi yalnız, ada gibi izole ama ada gibi de renkli… Sonsuzluk düşleri görüyordu kimi zaman, sonsuz olmayı kaldıramayacağını bile bile. Masasında bir duble rakısı duruyordu, yarısı içilmiş, soğuk… Kadehini kaldırdı ve bir dikişte bitirdi kalanını, geçmiş 35 yılının bitişine…

21.06.2015 / Pazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir